Eskilerden bir yazı : İstanbul’a Kibele heykeli

Emel ARMUTÇU.2001 Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Kibele’si, 20 yıllık bir düşün gerçekleşmesi. Bu heykel aynı zamanda doğduğu topraklar olan Anadolu’da yapılmış ilk örneği. 15 Haziran’da İstanbul Levent’teki İş Bankası Kuleleri’nin önüne yerleşecek. Aksoy, kuleler için bir Nike, bir de Danseden Atatürk heykeli yapacak.

Tarih 1970’lerin başları… Akademi öğrencisi Mehmet Aksoy, Anadolu Medeniyetleri’ne ait heykelleri seyretmektedir. Binlerce yıllık küçük heykellerle geçmişe, efsanelere, o günlerden bugüne uzanmış geleneklere doğru yola çıkar. Onu en çok etkileyen heykelcik, 13 santimetrelik Kibele formudur. Bu küçük haline, uyduruk kafasına rağmen, haşmetiyle büyüler onu. Efsanelere göre doğuran, besleyen, büyüten, hakim olandır Doğa Ana. Farklı şekiller ve adlarda da olsa hemen her ülkede tekrarlanarak bugünlere ulaşmıştır. Bir tek, doğduğu topraklarda, Anadolu’da yapılmamıştır; Türkler onu çoktan unutmuş ya da hiç tanımamıştır.

Hayıflanır; bu cehalet neden, okullarda neden okutulmaz Kibele ve efsaneler, onların bugünlere ulaştırdığı gelenekler, diye… Oysa, ulaşmıştır, doğa ve insan ilişkisi anlamında gelmiştir şimdiye; Hıdrellez şenlikleriyle, ağaçlara bağlanan dilek bezleriyle, suya, denize, toprağa düştüğüne inanılan cemrelerle, sünnet törenleriyle, narın bereket anlamına geldiği inancıyla, bağbozumlarıyla gelmiştir.

İşte o zamanlardan defterlerine çizmeye başlar Kibele formlarını. Gerçi hayvan figürleriyle başladığı heykel serüveninde, ’70’lerde 1 Mayıs ve Nazım heykelleri, işçi elleri, öğrenci eylemleri yontmaktan Kibele’ye vakit kalmamıştır. Almanya yıllarında da kahramanlar, İç Göççüleri, Rüyalar yonttuktan sonra, 80 sonlarında barışa, doğaya dönmeye başlamıştır. Ama Kibele, her zaman beyninin, yüreğinin bir yerlerinde durmuştur.

1992-93 yıllarında, ‘‘Ankara’yı heykellerle donatacağım’’ diyen Belediye Başkanı Murat Karayalçın, kentin beş girişine ‘‘beş kafa’’ yerleştirmeyi önerir. Ancak Mehmet Aksoy, Türkiye’de heykeli dikilecek beş kafa bulamayacağını söyleyince ve kendisi de sayamayınca, ne olabilir diye düşünmeye başlarlar. Aktepe’yi görür, düş gibi bir proje canlanır kafasında: Konik biçimli kayadan dev bir Kibele heykeli çıkacak, yani kaya heykele dönüşecektir. Tanrıçası olduğu doğadan fışkıracaktır 150 metrelik Kibele. Eteklerinde çocuklar oturacak, sular akacak, içine giren insanlar kendilerini ana karnında hissedecektir. Tabii pek çok engel çıkarılır; uzmanlar filan toplanıp ‘‘Kibele’nin burada ne işi var’’ derler, ‘‘Biz fakir bir ülkeyiz, bunu yapamayız’’ buyururlar. Karayalçın da istifa edince Kibele rüyası orada kalıverir.

Taa ki İş Bankası, Levent’e üç dev kule dikene ve kuleleri sanat eserleriyle donatmaya karar verene kadar. Bankaya daha öncekilere hiç benzemeyen, ama hepsinden de bir parça taşıyan Kibele Çeşmesi projesini verir Aksoy, Genel Müdür Ersin Özince’nin ‘‘Anadolu’yu temsil eden bir eser olsun’’ dediğini sanki duymuş gibidir. Bankanın Halkla İlişkiler Müdürü Cana Atınç ve Sanat Danışmanı Kıymet Giray da heykel konacak mekanları dolaşırken, özellikle havuz bölümünün ‘‘tam Mehmet Aksoy’luk’’ olduğuna karar verirler. Çünkü onlara göre Mehmet Aksoy, değil Türkiye’nin, dünyanın en iyi taş ustalarından biridir. Binalar için dev bir Nike heykeliyle, ‘‘Danseden Atatürk’’ heykeli de yapacak olan Aksoy, işe Kibele’den başlar. Cana Atınç, ‘‘Mekanın çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Sadece banka değil, ayrıca kültür sanat merkezimiz de oldu. İş Sanat’ın önünde Kibele olması da çok iyi bir fikirdi. En önemlisi de bir mimari yapının artık heykellerle donatılması, o mekanın heykelle açılması gereği… Bunun başka örneği yok. Bu yüzden bizim için onurlandıran, heyecanlandıran bir şey’’ der.

BANKAYLA ZIT İLİŞKİ

Peki İş Bankası’nın modern mi modern kuleleriyle, bir doğa tanrıçası heykeli nasıl ilişki kuracaktır? Cevabı Aksoy’dan gelir: ‘‘Zıt bir ilişki kuracak, bu da bir ilişki! O mekanik ortamda elektronik aletlerle çalışan insanlar, doğayı, suları, taşı görecek, kendini her seferinde yenileyecek.’’

Yerleri gökleri temsil eden Doğa Tanrıçası Kibele’nin heykelini taş dışında bir malzemeden düşünemeyen Aksoy, taşların içinden de mermeri seçer. Mermerin asaleti bir yana, ışıkla ilişkisi çok iyidir. Işığı emdikten sonra dışarı verir, içinde ışık varmış gibi… Aksoy suyu da bir heykel elemanı sayar. Suyun heykelini de yapmıştır taşın üstüne, sular kesilse de akıyor görünecek, akacaktır. Heykelin gökyüzünü temsil eden parçası için grimsi mavi bir taş olan Afyon gökünü kullanır. Diğer parçalar beyaz Afyon taşındandır. Taşları bulmak o kadar da kolay olmaz; taş da bitiyordur artık, ‘‘dünyayı kesen taş kasapları’’nın elinde.

BOYU 4.80,17 TON

35 tonluk vinciyle kaldırır her biri tonlarca gelen taşları. Toplam 50 ton taşı yontmaya başladığında takvimler geçen yazı göstermektedir. Bir yıllık çalışma sonucunda 4.80’lik boyu, 17 tonluk sekiz parçasıyla haşmetli Kibele, Beykoz Cumhuriyet Köyü’ndeki atölye-evde yeni yuvasına gitmeyi bekliyordur. Ayın çeşitli durumlarıyla, genç kızlık, gebelik, olgunluk ve ölüm hallerinı simgeleyen tacı, arkasındaki gökyüzü, altındaki su taşı, kaidesi, emzirdiği çocukları, gücünü simgeleyen aslanlarıyla veda edecektir yaratıcısı Aksoy’a. Hatta sevgilisi Atis’in ve ana rahminin sembolü badem kolyesi ile hilal küpelerini bile takıştırmıştır.

Mehmet Aksoy’a göre Kibele, bulunduğu mekanı değiştirecek, mekan içinde mekan açacaktır kendine. Etrafı kuruluktan kurtaracak, başka bir mekan duygusu verecek, (Kuleler’i yapanlar alınmasın) oranın ışığı olacaktır. İnsanlar oturma platformunda oturacak, doğayla ilişki kuracak, suyun sesini duyacak, öğle tatillerine, akşam çıkışlarına bir anlam kazandıracaktır. Kibele, Kuleler’in önünde kan alacak, ışık alacak, yaşayacaktır. Bir banka ve para kavramı düşünüldüğünde ise hiç alakası yoktur; içine para atılabilir ancak, uğur getirsin diye…

TÜRKLER VE HEYKEL

Heykelle ilişkileri yok. Bir Atatürk heykeli meselesi var ki, heykeltıraşlığa ters bir şey. Türkiye dünyanın en çok heykel olan ülkelerden biridir belki ama heykeli olmayan bir ülkedir. Çoğu heykel değil. Atatürk mü, Atatürk, neye benzerse benzesin. Bu Atatürk heykellerinin bir de tüccarları vardır. Biz Atatürk heykeli dışında da heykel yapan birkaç kişi olarak ilkiz.

DEVLET VE HEYKEL

Devletin heykelle ilişkisi daha da beter. Her belediye başkanı, her vali, bir heykeltıraş kadar heykelden anlar ve heykeli tarif eder: Şöyle bir şey olsun, der! Yahu sen kimsin? Kaç tane heykel gördün? Ben bir sürü belediye başkanıyla, bakanla kavga etmişim ve kazanmışımdır. En sonunda da kendi heykelimi yapmışımdır.

HEYKEL YAPANA TAŞ YOK

Afyon’da ocak ocak taş arıyorum. Esnafın çoğu ne yapacaksın diye soruyor. Heykel deyince satmıyor. Çeşme yapacağım ya da hayır yapacağım deyince veriyorlar. Ya da heykel deyince fiyat anında yükseliyor. Ben de kızıyorum, diyorum ki onlara, ben de sizden biriyim, ekmeğimi taştan çıkarıyorum, hamallık yapıyorum.

Aksoy’un, ‘‘Amazon gibi güçlü, Tanrıça gibi güzel, usul usul ilerleyen yumuşak bir melodi ve birdenbire yükselen güçlü bir senfoni’’ diye nitelediği heykelin yapılış hikayesini, Mehmet Çağlarer İş Bankası için fotoğrafladı.

İlgili yazılar:

Bir Cevap Yazın