Saldırıya uğrayan heykeller

Saldırıya Uğrayan Heykeller – Nisan 2010  Yazdır
YAPI’nın geçen sayısında, arsasına tamah edilerek yıkılan gencecik yapılardan söz etmiştim. O yazı yankı buldu; Doğan Hızlan 12 Mart günü Hürriyet gazetesindeki köşesini bu konuya ayırdı. Hızlan’ın ‘Yapmakla Övünüyoruz ama Yıkmakla Yerinmiyoruz’ başlıklı yazısıyla konu daha geniş bir okuyucu kitlesine aktarılmış oldu.

 

Yıkılanlar yalnızca yapılar değil. “Yıkılan Yapılar”dan sonra şimdi de “Yıkılan Heykeller” konusunu ele alalım.

Türkiye’de heykel düşmanlığı yeni değildir. 1950’li yıllarda da heykellere saldırılırdı. O tarihlerde pek değişik heykeller olmadığı için hedefAtatürk heykelleriydi. Zaman içinde heykel sayısının artmasıyla saldırının iyice yaygınlaştığı görülüyor. Artık, hedefte her tür heykel var. Yalnızca figüratif olanlar değil, soyut heykeller de tahrip ediliyor.

1993’te, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen’di. Belediye, İstanbul’u çağdaş sanatla zenginleştirmek üzere bir adım atmış ve açtığı yarışma sonrasında şehrin 10 noktasına heykeller yerleştirmişti. Ne var ki bütün bu heykeller ya ihmal ve bakımsızlığın kurbanı oldu ya da vandalların saldırısına uğradı.

O tarihlerde dikilen yapıtların durumunu ve başına gelenleri, 2 Ekim 2005 günlü Milliyet Gazetesi’nde yer alan saptamalarla aktaralım:

•Taksim Gezi Parkı (Adem Yılmaz): Heykelin cam bölümleri birkaç kez kırıldı, belediye yeniledi. Son yıllarda ise iyice bakımsız kaldı, içinde sokak çocukları barınmaya başladı. Son olarak da heykel yerinden kaldırılarak ‘ilk düşen eser’ oldu.

•Tünel (Ayşe Erkmen): Belediye yönetiminin değişmesiyle önce heykelin çevre düzenlemesi değiştirildi, sonra da tahrip edilmeye başlandı. Son olarak Yaya Sergisi kapsamında styroporla kaplanan heykel, styroporlar yanınca ya da yakılınca eriyerek yok oldu.

•Maçka Parkı (Rahmi Aksungur): Heykelin içinde bakımsızlıktan bodur ağaçlar çıktı. Etrafı çöplük haline geldi. Son olarak da heykelin ön bölümü kırılınca görüntüsü değişti.

•Yenikapı (Vedat Somay): Üzerine yapılan resimler ve duvar yazıları nedeniyle tanınmaz halde. Bulunduğu platform ise, kırık bira şişeleriyle kötü bir görüntünün içinde.

•Kadıköy (Işılar Kür): Heykel uzun süredir bez afişlerin asıldığı direk vazifesini görüyor. Bakımsızlıktan ayakları hasar gördüğü ve korozyona uğradığı için yıkıldı yıkılacak. ?imdi de Kadıköy’deki hafif metro şantiyesinin içinde kaldı.

•Yıldız (Mümtaz Işıngör): Ihlamur’daki heykel, sanatçısı ikna edilerek başka bir bölgeye taşındı, yerine Beşiktaşlı Hakkı Yeten’in heykeli yerleştirildi.

•Üsküdar (Meriç Hızal): Boğaz’dan geçen gemilerin görmesi için tasarlanan, üzerindeki aynaya bakarak Boğaz’ı yansıtması planlanan heykel, çevresindeki iskele ve motor trafiği nedeniyle bu işlevinden uzaklaştı.

•Kabataş (Ertuğ Atlı): Heykel, bitişiğindeki metro şantiyesi ve çevresinde yükselen ağaçlar nedeniyle adetâ kayboldu.

•Lütfi Kırdar Kongre Merkezi ve Atatürk Havalimanı: 10 heykel içindeki en bakımlıları… Henüz tahrip olmamış durumdalar. (1)


Ayşe Erkmen’in yapıtı, Tünel/İstanbul


Kaynak: YEM Arşivi. Tarih: 24.3.2010.
Yukarıdaki saptamalardan bir süre sonra, Heykeltıraş Ümit Öztürk’ün Yeşilköy Havalimanındaki heykeli yıkıldı; Işılar Kür’ün Kadıköy’deki yapıtı da sanatçıya haber verilmeksizin kaldırılmış. Bu heykellerden günümüze doğru dürüst ulaşabilen yalnızca bir heykel var: Hakkı Karayiğitoğlu’nun Lütfi Kırdar Kongre Merkezi önündeki yapıtı.

2007 Şubatında, İstanbul’da Cihangir Parkı’nda bulunan, karikatürist mizah yazarı Oğuz Aral’ın heykeli benzin dökülerek yakıldı. Heykeli ateşe veren Özgür Apaydın kaçarken “Özgürlük istiyorum” diye bağırmış. Garip değil mi?

Yerel yönetimler ne yazık ki bu yıkıcılık karşısında duyarsız kalıyorlar, hattâ bazen de kendileri bu yıkıcılığın yandaşı oluyorlar. Tıpkı Ankara’da olduğu gibi… Anımsayacaksınız… Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Tandoğan Alanı’ndaki ‘Su Perileri’ adlı heykeli, “Tükürürüm böyle sanatın içine” diyerek depoya kaldırtmıştı.

Yıkıcılık yalnızca İstanbul ve Ankara’ya özgü değil kuşkusuz; İzmir’de de heykeller rahat bırakılmıyor. Orada da kimliği belirsiz kişiler heykelleri parçalıyor ya da yerlerinden söküp çalıyor.

•Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında dışişleri bakanı olan Prof. Dr. Turan Güneş’in Alsancak’ta, polis noktasına yalnızca 30 m. uzaklıktaki bronz büstü 2007 yılının ilk günlerinde çalındı. Onu ?ubat ayında, Türk Hukukunun ünlü hocalarından Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun Karşıyaka’da kendi adını taşıyan parktaki büstünün çalınması izledi.

•Buca’da bulunan ve bir zamanlar ilçenin geçimini üzüm bağlarından sağladığını, omzunda üzüm sepeti taşıyarak simgeleyen kadın heykeli 2006 2007 yılbaşı gecesi parçalandı. Alçı heykelin kolu ve sepeti kırıldı, heykeli aydınlatan projektöre de zarar verildi. Heykel belediyece kaldırıldı.

•Alsancak’ta Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin yaptığı, enstrüman çalan müzisyenleri simgeleyen üç bronz heykelden biri çalındı; keman çalan Mozart heykelinin de kolu ve kemanı kesildi. Heykele saldıranlar dudaklarına da ruj sürerek boyayla figürler yaptılar (2).

•Başka bir haber… Gürçeşme Kaynak Parkı’ndaki “Atatürk ve Çocuklar Heykeli” ikinci kez saldırıya uğradı. Tanıkların belirttiğine göre eli sopalı bir kişi önce Atatürk heykeline vurmuş, ardından, bir yıl önce kafası koparıldığı için yeniden yapılan çocuk heykeline yönelmiş ve belden yukarısını parçalamış. Polis saldırganı yakalamış (3).

•Bir haber daha… İzmir Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, 1. Heykel Günleri Sempozyumu kapsamında yurtiçi ve yurtdışından gelen sanatçıların kentteki açık alanlarda sergilenmek üzere heykeller yaptıklarını belirtmiş, ancak bunları çalınacakları korkusuyla yerlerine yerleştiremediklerinden yakınmış (4).

Heykel kırıcılığı yalnızca üç büyük şehrimize özgü değil, başka şehirlerimizde hattâ Avrupa’daki şehirlerimizde (!) bile var.

•Eylül 2007’de Afyon Emirdağ’da bulunan Atatürk heykeli çok yıprandığı ileri sürülerek kaldırılmış ve yalnızca dört kişinin bildiği bir yere gömülmüş. Belediye Başkanı, “Alnıma silah dayasanız yerini söylemem” demiş (5).

•İşte, Viyana kaynaklı bir haber: “Alman asıllı heykeltıraş Olaf Metzel’in, Viyana’nın Karlsplatz bölgesindeki çevre yolu kenarına diktiği ve ‘Türk lokumu’ adını verdiği ‘türbanlı çıplak kadın’ heykeli, kimliği belirlenemeyen kişilerce yıkıldı. Viyana’da yaşayan Türklerin tepkisini çeken heykel protesto edilmişti. Avusturya basınında yer alan haberlerde heykelin ‘Türkler tarafından ya da ortamı germek isteyenler tarafından da yıkılmış’ olabileceği yazıldı.” (6)

•Antalya-Kemer’de, Zafer Sarı’nın yapıtı ‘Aşk Yağmuru’ belediyece müstehcen bulunduğu gerekçesiyle

2 Nisan 2009 günü iş makineleriyle sökülüp depoya kaldırıldı.

UNESCO AIAP Türkiye Ulusal Komitesi bu olayı kınadı.

Gencay Kasapçı bir sergisinin açılışında şunları söylüyordu: “Kültür Bakanlığı kanalıyla Mersin’e iki heykel yapmıştım. Ama, şu anda o heykellerin durumu felaket. Birinin önüne palmiye ağaçları dikilmiş ve heykel görünmüyor. Diğerini ise diktikten hemen sonra kırmışlardı, tekrar yapmıştım. Yine kırmışlar. Sürekli aynı şey oluyor. Sergiden sonra Mersin’e gidip o heykellerin imha edilmesini isteyeceğim.” (7)
Haberler bitmiyor…

•Ağustos 2008’de Esenyurt’taki Nâzım Hikmet heykeli çalındı. Heykel ancak vinçle sökülüp taşınabilecek boyuttaymış.

 

•Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nde üç resim öğretmeninin kurmaya çalıştıkları sanat merkezinin dış cephesine betondan yaptıklarıLeonardo da Vinci’nin ünlü ‘Altın Oran’ figürlü rölyefi, kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişiler tarafından, buraya kilise mi yapılıyor denilerek parçalandı.

 

•Macarlar tarafından, kahramanları Ferenc Rakoczi için Tekirdağ’a dikilen ahşap oyma anıt üç ay sonra kimliği belirlenemeyen kişilerce yakıldı.

•Marmaris’teki yat limanına 1997’de dikilen Rahmi Atalay’ın yapıtı, uzaya Türk bayrağı götüren ABD’li astronot Jim Reilly’nin şükran heykeli ?ubat 2009’da kayboldu, sonra da Bedir Adası açıklarında deniz dibinde, bir kolu kırılmış halde bulundu.

•Yine Marmaris’te, astronot heykeli olayından sonra, Tankut Öktem’in ‘Balıkçı Dede ve Torunu’ heykelindeki torun kız figürü kayboldu, dedenin bacağı kırıldı. Torun sonradan sudan çıkarıldı.


Adem Yılmaz’ın Taksim Gezi Parkı’ndan kaldırılan yapıtı.


Aşk Yağmuru, Zafer Sarı.


Özgürlük Anıtı, New York.

 

 

Kırıcılık, yazının girişinde de belirttiğim gibi son zamanlara özgü değil. Örneğin, 1973 yılında Cumhuriyetin 50. yıldönümü nedeniyle İstanbul’da dikilen heykellerden birçoğu yok oldu. Onların durumunu da kısaca özetleyelim:

 

 

 

 

Metin Haseki’nin Gümüşsuyu Parkı’ndaki “Negatif Form”u dikildiği günün gecesi yok oldu.

Yavuz Görey’in Maçka Taşlık Parkı’ndaki soyut bronz heykeli 1984 yılında bir kamyonun çarpması sonucu yıkıldı.

Tamer Başoğlu’nun Bedia Muvahhit anısına yaparak Yenikapı Sahil Parkı’na yerleştirdiği soyut heykel çalındı.

Mehmet Uyanık’ın “Birlik” adlı beton heykeli, 1986’da dönemin Beşiktaş İlçe Belediye Başkanı Mümtaz Kola’nın “Gereksiz, hiçbir anlamı yok, yıkın” buyruğu üzerine kompresörle yıkıldı.

Kuzgun Acar’ın Gülhane Parkı’ndaki “Tavus” adlı metal heykeli Belediye Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nce kaldırıldı.

Bihrat Mavitan’ın Hilton Oteli’nin Elmadağ girişi önündeki, “Yükseliş” adlı alüminyum yapıtı, tercihli yol yapımı sırasında kayboldu.

Namık Denizhan’ın Elmadağ’da Divan Oteli karşısındaki yeşil alanda diktiği “İkimiz” adlı heykel 12 Eylül 1980’den sonra kaldırıldı.

Nusret Suman’ın, Saraçhane’de, Belediye Sarayı yanındaki beton “Mimar Sinan” heykeli 1980 yılında kayboldu.

Ferit Özşen’in Arnavutköy’deki “Yağmur” adlı metal heykeli, yol çalışmaları sırasında belediyece söküldü.

Fisun Onur’un Fındıklı Parkı’ndaki soyut alüminyum kompozisyonu 1985 yılında parkın düzenlenmesi sırasında kaldırıldı.

Kâmil Sonad’ın Gülhane Parkı’ndaki yapıtı, parkın düzenlenmesi sırasında kaldırıldı (8).

Gürdal Duyar’ın “Güzel İstanbul” heykeli sürgünde. Heykelde, İstanbul, hafifçe geriye doğru uzanmış çıplak bir kadın figürüyle anlatılmak istenmişti. Mart 1974’te Karaköy Meydanına konan heykel, bir geceyarısı balyoz ve çekiç darbeleriyle söküldü; daha sonra Yıldız Parkı’nın kuytu bir köşesine adetâ atıldı, sürgün edildi (9). Zaman, CHP-MSP koalisyonu dönemiydi. Gerekçe ise, “Türk kadınını hayasızca teşhir ettiği”…

Yukarıda dökümünü yaptığımız olaylar hiç kuşkusuz, bunlarla sınırlı değil. Bunlar, gazete haberlerinden kesip saklayabildiklerim. Buna benzer bir derlemeyi Özgen Acar da Cumhuriyet’te yapmıştı… Onun yazısındaki ilginç öyküyü buraya aktarmak istiyorum: “Osmanlı’nın Mısır ValisiSait Paşa, Süveyş Kanalı’nın girişinde dikilecek meşaleli heykeli, Fransız Frédéric Auguste Bartholdi’ye sipariş etti. Ancak kanalın açılışından önce ölünce, yerine geçen İsmail Paşa’nın ‘İslamiyette heykel olmaz’ dediği meşaleli heykel Paris’te bir depoya atıldı. Bir süre sonra Süveyş Kanalı’nın mimarı Ferdinand de Lesseps ile Bartholdi, Fransız-ABD dostluğu için heykeli alıp New York’a götürdüler. Osmanlı’nın faturasını ödediği heykel, 25 Ekim 1886’da New York’un girişindeki adaya ‘Özgürlük Anıtı’ olarak dikildi!” (10).

İşte, toplumumuzun kısır anlayışı, sanata ve sanatçıya saygısı!.. Görüldüğü gibi, sürekli yıkıyoruz… Bronzunu çalmak için, dinsel inançlarla bağdaşmadığı için, müstehcen sayıldığı için… Ya da içimizdeki vandallıktan dolayı…

Aydınlanması, eğitimi sürekli olarak engellenen bir toplumdan ancak bu kadar!..

Aklın sınırı olmadığı gibi, akılsızlığın da sınırı yok.

 

Notlar

1.Serhat Oğuz, Kentin Modern Yüzü Asıldı, Milliyet,

2 Ekim 2005.

2.Mustafa Oğuz’un haberi, Milliyet, 9 Ocak 2007.

3.Milliyet Ege eki, 14 Nisan 2007.

4.Mustafa Oğuz’un haberi, Milliyet, 14 Ocak 2007.

5.Milliyet’in haberi, 30 Eylül 2007.

6.Tepki çeken heykeli yıktılar, Cumhuriyet, 9 Aralık 2007.

7.Milliyet’in haberi, 8 Mayıs 2008.

8.Cihan Oruçoğlu, İstanbullu heykeli sevmiyor, Cumhuriyet, 5 Mayıs 2009.

9.Mehmet Demirkaya, ‘Güzel İstanbul’un’ 34 yıllık esareti, Milliyet, 15 Nisan 2008.

10.Özgen Acar, Heykel Düşüncesinde Vandalizm, Cumhuriyet, 26 Mayıs 2009.

Nisan 2010 – Yapı Dergisi 341

İlgili yazılar:

Bir Cevap Yazın